Ekonomik krizi sadece siyasi sorunlar yaratmaz bunun altında başka nedenlerde vardır. Bu nedenlerin başında tüketim sorunu gelir. Bu ne demektir; biz ülke olarak yediğimiz içtiğimiz maddeleri ürettikten sonra mı tüketiyoruz? Yoksa üretmeden mi tüketiyoruz? Eğer ürettikten sonra tüketiyorsak ekonomik kriz siyasi otoritenin yanlış politikalarından kaynaklanıyor demektir, eğer üretmeden tüketiyorsak ki bu ithalatla mümkündür işte o zaman sorun siyasi yanlışlarla beraber ekonomimizde de vardır. Nedeni ise çok basittir; ithal edilen malların ödemeleri döviz üzerinden gerçekleşir ve ithalat ülkeden döviz çıkışını gerçekleştirerek ülke içindeki döviz arzının düşmesine ve dövizin değer kazanmasına sebebiyet verir. Geçen yazımda belirttiğim gibi kriz dövizle başlar, o zaman bizim bütün krizlerimizin kaynağı dövizle başladığına göre demek ki bunda tüketim toplumu olmamız asıl nedendir.
Tüketim toplumlarının en belirgin özellikleri sık sık krizler yaşamasıdır, tabi bu bizi ilgilendiren özelliğidir, başka özellikleri de mevcuttur. Peki, ne zamana kadar tüketerek yaşayacağız? Ne zaman ki krizlere geçici değil de kalıcı çözümler bulursak o zaman artık müreffeh hayat seviyesine ulaşmış olacağız.
Devletin krizlere müdahale şekillerine bakalım, hangi araçlarla hangi politikalarla müdahale ederse başarılı olur acaba?
Öncelikle piyasalarda döviz sorunu olduğu için onunla başlayacak çünkü kriz ordan geliyor yani tüketimlerimiz dövize endeksli olduğu için piyasaya döviz satarak başlayacaktır, bu satış işlemi doları istedikleri seviyeye getirene kadar olacaktır. Öte yandan döviz yükseldiği için dövize endeksli olan malların fiyatlarında artış olacaktır ve enflasyon oluşacaktır bunun içinde devlet talebi kısmak için sıkı para politikası uygulayarak kişilerin eline fazla para geçmesini engelleyecek ve tüketimi yani talebi azaltarak enflasyonu da önlemeye çalışacaktır. Peki, talebi kısarsak ülke içindeki gerek üretilen mallara gerekse ithal mallara olan talep azaldığı için bir mal fazlalığı yani arz fazlalığı oluşmayacak mı? Oluşacak. O zaman ne olacak? Bu durumda ise üreticiler ve satıcılar fiyatları düşürerek ellerindeki malları paraya dönüştürmek isteyeceklerdir çünkü alıcı artık eskisi kadar rağbet etmeyecek ve satıcı da zarar etmektense daha az kar ederim mantığıyla hareket edecek, elindeki malları ucuza verecektir, burada yine toplumun bir faydası söz konusudur, çünkü düşük fiyata mal alabilmektedir. Yani görüyorsunuz hem kriz olduğu için kişiler maddi anlamda bir sıkıntı ile karşı karşıya hem de bazı malları krizden önceki fiyatından ucuza alabilmekte ama bundan karlı çıkacak olan ise elinde parası olanlar olur yani biraz tasarruf yapmış kişiler veya gelir düzeyi yüksek kişilerdir.
Krizin yönetim şekli bu şekildedir ama şunu belirtmek isterim ki piyasaya müdahale için kesinlikle Merkez Bankasının elindeki döviz rezervinin yüksek olması gereklidir, çünkü elinde yeterli para yoksa piyasayı düzeltemez, piyasa düzelmezse krizin etkisi uzun dönemlere yayılır ki bu olayı ilk 1994 krizinde yaşadık krizin etkilerinin uzun sürmesinin nedeni döviz stoklarının yeterli düzeyde olmamasıydı ve sonucunda yüzde 100’ün üzerinde enflasyon, gecelik yüzde 1500 faizler gördük ülke olarak ve yaklaşık yüzde 300 fakirleştik yani 1000 liramız o dönemde bir anda 700 lira oldu. Şimdi konumuza dönelim ama şunu da açıklayayım bu kriz dönemlerinde yurtdışından piyasaya giriş çıkış yapan sıcak paralarında etkisi büyüktür. Yabancı sermaye illaki uzun vadeli olmayabilir özellikle borsada yabancı sermaye oldukça fazladır ve ülkenin krizde olmasından faydalanarak hem kazanç sağlarlar hemde sağladığı kazançla parayı alıp memleketine giderler ki bu durum piyasayı daha da kötü duruma iter, zaten dövizimiz azalmış birde onlar sıcak parayı alıp giderse döviz olduğundan daha çok yükselerek ülkeyi daha kötü duruma getirir.
Tabi bunlar ayrı bir konudur ben kısa kısa anlatmaya çalıştım kafanız karışmasın çünkü şimdi krizin kalıcı çözümüne bakalım nasılmış?
Krizin kalıcı çözümü tektir: Uzun Vadeli Yatırım yapmak.
Bu yatırım yabancı sermaye ile de mümkün ulusal sermaye ile de fark etmez. Önemli olan bunun yapılmasıdır. Ama şu yanlış anlaşılmasın, uzun vadeli yatırım krize bir müdahale şekli değildir veya kriz anında yapılması gereken bir şey değil, normalde her kalkınmaya başlamış ülkelerde olması gereken şeylerdir. Yatırımlar iki şekilde olur uzun vadeli yatırım ve kısa vadeli yatırım. Kısa vadeli yatırım 1 yıla kadar olan yatırımlardır, biraz önce bahsettiğim borsa,tahvil vb. işlemlerle para kazanmak içindir yani paranın her an ülkeyi terk etmesi mümkündür, uzun vadeli yatırım ise 5 yıl ve daha fazla yılda tamamlanabilen yatırımlardır. Üretim tesisi, fabrikalar kurulması buna örnektir, yani ülkeye giren paranın çıkışının olmamasıdır. Eğer biz yapamıyorsak yabancı sermayeyi cazip vergisel avantajlar sağlayarak, kolaylıklar sağlayarak ülkeye çekip onların yatırım yapmalarına imkân tanıyarak yatırım yaptırabiliriz. Bu, bize hem istihdam konusunda hem de üretim konusunda yardımcı olarak dışarıya olan ihtiyaçlarımızı azaltacak ve başta anlattığım tüketim sorununa çözüm oluşturacaktır. Dış ülkelere daha az bağımlı olarak hem ülke içinde döviz sıkıntısı yaşatmayacağız ve ürettiğimiz malları da dışarıya ihraç ederek ülkeye döviz girişi sağlayacağız. İşte buna uzun vadeli denmesinin sebebi de budur, yani fabrika kurulacak, üretim başlayacak, iç piyasaya yeterli üretim yapılıp arz edildikten sonra dış pazar araştırılıp oraya ihracat gerçekleşecek. Bu döngünün gerçekleşmesi 5 yıl ve daha fazla zaman alır. Ancak ve ancak bu şekilde krize kesin çözüm bulunabilir ama bu yol uzun olduğu için siyasi otorite tarafından pek benimsenmez. O yüzden yukarıda anlattığım müdahale şekli geleneksel hale gelmiştir, fakat o da geçici çözümdür yani krizin tekrarlanma olasılığı yüksektir.
Ekonomik kriz aşağı yukarı bu şekilde gelir ve müdahale edilir ama en sağlam müdahale şekli uzun vadeli yatırımların arttırılmasıdır ve kalıcı çözümün sağlanmasıdır.
Bir dahaki yazıda görüşmek üzere…. |