Urfalı bir beyefendi Almanya’ya ihtisas yapmaya gider…
Akademisyenler Urfalıya sorar: “Göbeklitepe’yi biliyor musun? “
“Hayır!” Der Urfalı…
“Görmedin mi, gitmedin mi?”
“Gitmedim…”
Yabancılar başlarlar anlatmaya; dünyanın bilinen ilk tapınağını…
İnsanların ilk olarak Urfa da bir tepede Tanrıyı aradıklarını…
İlk yeşil buğdayın ekildiği tarımın ilk burada yapıldığını…
Efsane bu ya! Eden (Adem) ovasında Adem ile Hava’nın tarım yaptığını… Bu nedenle de bu alana Edene Köyü denildiği…
10 metreye kadar yükseklikte 10 tona varan ağırlıkta insanı tasvir eden taş anıtların hangi yöntemlerle tepeye taşındığını…
Koca anıtları sabırla nasıl yonttuklarını, kabartma hayvan figürleri yaparak nasıl cilaladıklarını…
Tapınağı neden tepede bir yere 15 metrelik toprakla örtüklerini, gömdüklerini…
Urfalı; biraz mahcup, birazda utanarak dinler…
Urfa’ya döner dönmez kendi şehrinde, kendisine yabancıların tanıttığı taş ve cilalı taş devrini, çağları yeniden yazdıran tepeyi görmeye gider…
Biz buyuz işte kendi yaşadığımız şehri tanımadan etmeden tanıtmaya yelteniyoruz.
Dünyanın hangi ilinde bu değerde anıtlar silsilesi bulunsa; caddeler, sokaklar işyerleri bulunan stel taş anıtlarıyla süslenir, olağanüstü bir tanıtım kampanyası açılır, hatta abartılır, sansasyonel haber çıkarılır…
O kadarına gerek de yok ya!
Sözün özü şudur…
Gelecek kazı sezonuna Göbeklitepe’ye Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından gezi alanları yaptırılacak.
Kazı başkanı Prof. Dr. Klaus Schmidt’in hazırladığı stellerin benzeri yapıldı ve iki yıl önce Almanya da bir sergi açıldı…
Sergiye zamanın Valisi ve Belediye Başkanı da katıldı…
Dışarıdaki o muhteşem ilgiyi gözleriyle gördüler…
Ve döndüler…
Anlık heyecanları sergi demeçlerinin ardından sönüverdi.
Geçen yaz başında Göbeklitepe yolu asfaltlandı.
O kadar.
Alman Enstitüsü tarafından yaptırılan anıtların her biri 35 bin Euro’ya mal oldu. Yapay anıtlar sergiden sonra Almanya’dan Urfa’ya getirildi. Şanlıurfa Müzesine teslim edildi.
Steller şimdi müze bahçesinde sergileniyor… Daha doğrusu atıl duruyor…
Elimizde hazır stelleri şehrin belli yerlerine anıt olarak dikmek yerine ucube isot heykelleri dikiyoruz…
Her yerde İsot var. Var ama böylesi yok, diyeceksiniz…
İyi de her yerde Göbeklitepe yok ki!
Eğer o anıtlar müze bahçesinde çürüyecekse bir göbekte, yani bir kavşakta çürüse?
Ha! Göbeklitepe’ye giden yol ayrımlarında halen yönlendirme levhaları yok.
Yaptırın levhayı parası neyse ben vereyim… Aha bütün millet şahidimdir.
Kentini tanımayanlar açıp göbeğinize bir bakın… Belki vücudunuzda tanımadığınız bir bölgeyi keşfedebilirsiniz…
dislisabri@hotmail.com |