Bir Rüyanın Hatırlattıkları

Dün gece bir rüya gördüm. Bir salondaydım. Topu topuna otuz veya kırk kişi salonda bulunuyordu. Bunlar farklı iki İslami cemaatte mensup bireylerdi. Onları oraya toplayan amaç, terör devleti olan İsrail'i protesto etmekti. Dikkatimi çeken husus, bir grup slogan atınca diğerleri sessiz duruyor; berikiler slogan atınca da diğerleri sessiz duruyordu. Yani seslerini birbirlerinden esirgiyorlardı. Ben bir masada oturmuştum. Masa naylon muşamba kaplıydı. Kalemimi çıkarıp muşambaya şu cümleyi yazdım: Salonda birleşme iradelerini göstermeyen kişiler, sahada asla birleşemezler.



Kur'anı Kerimde bir çok surede ve yüzlerce ayette, Yahudi milletinin, dinlerine ve peygamberlerine karşı gösterdikleri direnç hikaye edilir. Onlar, Hz İsa (a.s)' ı öldürmeye yeltendiler. Hz. Zekeriya ve Hz. Yahya (a.s)'ları hunharca katlettiler. Onlara Allah'ın emriyle denizde yollar açan ve onları firavun gibi bir zalimin zulmünden kurtaran Musa (a.s), on gün aralarından uzaklaştı diye buzağıya tapan bu millet, çok azı hariç büyük bir yekunu şimdi olduğu gibi Allah'a, Peygamberine ve Müslümanlara karşı düşmanlıkta hep başrolü oynadılar. Böyle bir düşmana karşı bile farklı cemaatler birleşemiyorlarsa ne zaman birleşecekler.



İslami halkların yaşadığı ülkelerde bir sürü farklı gurup var. Rabbimiz bir, peygamberimiz bir, kitabımız bir, yöneldiğimiz kıble aynı fakat cemaatler farklı farklı. Neredeyse yüz kişiden biri ya cemaat lideri ya da tarikat şeyhi! Böyle olunca yani gönüller farklı farklı vurunca zalimlerin, fasıkların ve kafirlerin açık hedefi durumuna geliyoruz. Bizden korkacakları yerde, durumumuzu görünce iştahları kabarıyor. Bunun örneklerini yakın tarihimizde yaşadık. Aslında cemaatler ve tarikatler sonuçtur. Bunlar durduk yerde türemediler. Peygamberimiz döneminde, dört halife döneminde ve onlara tabii olanlar döneminde böyle parçalı yapıya rastlanmaz. Emeviler ve Abbasiler döneminde Müslümanlar birbirinin kanını akıtmaya başladılar ama, bunlar siyasal sonuçlardı. Yani yönetim elitinin baş olma veya çıkar kavgası idi. Selçuklular döneminde Kadiri, ve Osmanlı döneminde Nakşileri görüyoruz.


Osmanlı devletinin yıkılışı ile başlayan istibdat sürecinde Müslümanlar hal çarelerini aramaya başladılar. Mısır'da İngiliz emperyalizmine karşı Hasan Elbenna öncülüğündeki Müslüman Kardeşler, Türkiye'de Said Nursi öncülüğünde Nurcular, Süleyman Hilmi Tunahan öncülüğünde Süleymancılar ve Hindistan'da Cemaat-i İslami, daha sonraları İsrail Zulmüne karşı mücadele ile öne çıkan Filistinde Hamas ve Lübnan'da Hizbullah örgütleri gün yüzüne çıktılar. Bu örgütler şüphesiz sonuçtu; bunlar amaç değildi. Bu cemaat veya tarikatların tarihini incelediğimiz zaman İslami devletin olmadığı, insanların beşeri kanunlarla yönetildiği bir süreçte ortaya çıkmışlardır. İslami yaşam gereksinimini bu şekilde yaşamaya ve yaşatmaya çalışmışlar.

Günümüzde ise ilkbahar yağmurları ile canlanan tabiat gibi, her türden ve telden gurupcuklar oluşmuş durumda. Bunlar fayda yerine zarar veriyorlar. Suriye meydan savaşını, emperyalist ülkeler bunlar eliyle sürdürüyor. İran, Hizbullah marifeti ile savaşta. ABD, İşidciklerini kullanıyor. Rusya ise pastada pay kapma savaşı veriyor. Bu küresel ve bölgesel güçlere karşı Suriye düzleminde varoluş mücadelesi veren onlarca İslami gurup var ama, bu olumsuz şartlar bile onları birleştirmeye yetmiyor. Müslümanlar bu şartlarda birlik olmayacaklarsa, birlik ne zaman? Hiçbir ayet bölünün demiyor! Hiçbir hadis-i Şerif bölünün demiyor! İçtihat eden hiçbir müçtehit bölünmüşlüğü övmüyor! Lakin biz bölündükçe bölünüp rahmetten uzaklaşıp zahmet oluyoruz, dahası azap oluyoruz. Dileğim ve ümidim, ben Müslümanım diyen insanların bir ve beraber hareket etmeleri. Zafer ve Allah'ın yardımı birliğimizde saklıdır.  

YORUM EKLE

banner4

banner3