Kategoriler

Kalk ve Uyar!

'Peki, sizce çözüm ne? Rahatsız olmak mı? Yoksa çözümün bir parçası olmaya çalışmak mı?

            Duydukları ve gördüğü her insanın aklını başından alacak derecede anormal şeylerdi. O'na gerçek suretinde görünmüştü melek ve bu devasa varlık ilahi bir mesaj iletiyordu, OKU! diyordu.

            Bir an kendinizi O'nun yerine koyun ve o anda ne hissedeceğinizi düşünün. Bir insan ne hissedebilirse O da aynını hissetmişti. Korku, panik vs.

      

      Hatta bazı rivayetler, sırf o dehşet anından bir an önce kurtulabilmek için yaşamına son vermeyi bile düşündüğünü söylemekte.

            Koşarak indi dağdan ve hayat arkadaşının, yoldaşının, vefat ettiği sene "hüzün yılı" olarak anılan Hatice'sinin yanına vardı ve onu örtmesi için bir örtü istedi. Şüphesiz bu örtü bildiğimiz manada her birimizin evinde varolan bir örtüydü.

            Ancak toplumun üzerinde de bir örtü bulunmaktaydı ki; bu örtü iyiler de dahil herkesin üstünü örtmüş ve insanların gerçekleri görmelerini, dile getirmelerini ve insana yakışır bir düzen kurmalarını engelliyordu.

            Allah'ın kanunları değişmezdi, bir toplum hangi hastalığa düçar olmuşsa ilaç da o taraftan gelirdi. Yine öyle oldu ve müdessir suresinin ilk ayetleri inmeye başladı?

            Daha önce Oku! emriyle uyarılan insanlık bu kez yeni mesajlarla dizayn edilmeye başlanacaktı. Gelen ayetler, diğer mekki ayetler gibi toplumsal düzenin ıslahı ve "iyi insan" profili üzerinde duruyordu.

            Ey örtüsüne bürünen.

            Kalk ve uyar!

            Peygamber(s.a.v) şahsında bütün insanlık büründüğü her türlü gaflet örtüsünden çıkıp toplumsal ıslah için uyarıcı görevini yerine getirmeye çağırılıyordu. Bir önceki emirle okumaya, anlamaya, kendini geliştirmeye sevk edilen insana, bilginin tek başına bir işe yaramayacağı anlatılıyor ve diğer insanları uyarması gerektiği vurgulanıyordu.

            Elbette buradan ilk akla gelecek şey, İslam itikadında varolan ve insanları İslam'a davet etmek anlamına gelen tebliğdir. Ancak öte yandan insanı toplumda yanlış giden hususlarla ilgili elinden geleni yapmakla mükellef kılan bir yanı da vardır. Mekki sureleri bir bütün olarak ele aldığımızda ikinci ihtimal de güçlü bir şekilde karşımızda durmaktadır. Yani mesele ey insanlar İslam'a gelin demekle sınırlı değildir. Ayetlerle gelen emir toplumsal düzenin insani ve islamileşmesi için aktif bir çabaya işaret etmektedir. Zira insani olmadan islami olmak da mümkün değildir.

            Rabbini yücelt.

            Nefsini arındır.

            Şirkten uzak dur.

            Rabbini yüceltmek isteyenin dikkat etmesi gereken iki husus burada karşımıza çıkmakta. Nefsi arındırmak, bir bakıma insanın haddini bilmesidir. Kendini eksiksiz gören insanın, büyüklük taslayan insanın, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayan insanın nefsini arındırıp, fabrika ayarlarına geri dönmesi talep edilmektedir. Burada asıl enteresan olan şey kendini eksiksiz gören insanın Allah'ı eksik görmesidir. Tabir yerindeyse şirk, Allah'ı eksik görmektir.

            Şirk meselesini biraz açmak gerekirse, şirket örneğinden hareket edebiliriz. Zira şirket kelimesi de şirk kökünden türetilmiştir. Nasıl ki; şirketlerde farklı departmanlar vardır, her bir departmanın bir yönetcisi bulunur, bu yöneticilerin toplamı bir yönetim kuruluna tekabül eder ve bu yönetim kurulunun bir başkanı vardır.

            Şirk koşanların tehayyülünde de böyle bir anlayış vardır. Yani bir yönetim kurulu vardır, Allah bazı yetkilerini bu yönetim kuruluyla paylaşmıştır ve Allah da bu yönetim kurulunun başkannıdır. (haşa)

            Mesela Er-Rezzak olarak bizler Allah'ı kabul ederiz. Ve bu anlamda rızık veren yegane varlık Allah'tır. Ancak Allah rızık verirken patron, işveren, devlet gibi türlü varlıkları vesileler kılar. Şimdi siz kalkıp patronu, işvereni ve/veya devleti rezzak olarak görürseniz Allaha şirk koşmuş olursunuz. Onlar kendilerini rezzak olarak görseler onlar Allah'a şirk koşmuş olurlar. Yani Allah'a şerik bulmuş olurlar. (şerik kelimesi kurmancca ve zazacaya da direk geçmiştir ve "ortak"anlamındadır.)

            İşte bizim de uzak durmamız gereken düşünce sistemi de tam olarak budur. (Ayrıca Bkz: Neml Suresi 62-63-64)

            Ve yine bin dörtyüz yıl öncesinden bugüne ışık tutan bir ayet?

            İyiliği, daha fazlasını bekleyerek(bir kazanç elde etmek için) yapma.

            Aslında bu ayetin tefsirini ne yazık ki; her gün etrafımızda görüyoruz. İyilik yapayım derken, sözüm ona kendisine iyilik yapılan kişini aşağılanması, "kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez" mantığıyla yapılan iyilikler, her kuruşu haram olan paradan birkaç kuruş dağıtarak haram parasını helal yapacağını zanneden zavallılar vs.

            Sonuç...

Sadece adı müslüman olan insanların yaptıklarından küsüp İslam'dan soğuyan kardeşlerimin okumaları, büründükleri örtülerden kurtulmaları, nefislerini arındırmaları, Rabblerini yüceltmeleri ve KALKIP UYARMALARI gerekiyor.

Sözde değil özde müslüman olan kardeşlerimin de okumaları, onları diğer müslümanlardan ve/veya müslüman olmayan insanlardan ayıran ne tür örtüleri varsa büründükleri, bu örtülerinden kurtulmaları, nefislerini arındırmaları, Rabblerini yüceltmeleri ve KALKIP UYARMALARI gerekiyor.

Kendisini müslüman olarak görmeyen, inanmayan kardeşlerimin de, tanımadıkları veya olumsuz birkaç örnek üzerinden yanlış tanıdıkları İslam'a mesafeli yaklaşmak yerine, erdemi merkeze alarak yaşadıkları yeri insanların huzur ve refah içinde yaşayacakları bir yere dönüştürmek için, büründükleri örtülerinden kurtulmaları ve KALKIP UYARMALARI gerekiyor.

Aksi halde hiç kimse toplumu esir alan tefecilikten, ahlaksızlıklardan, çocuk yaşlarına inmiş madde bağımlılığından, güçlünün zayıfı ezmesinden, torpili olanın bir adım öne geçirilmesinden, insanların maruz kaldıkları türlü haksızlıklardan şikayet etme hakkına sahip değildir.

Ya adam gibi yaşadığımız yeri değiştirir dönüştürürüz ya da her birimiz belirli bir sıraya göre dönüştüremediğimiz sistemden dayak yeriz.

Olay bu kadar nettir. Vesselam...

Yorumlar